Gidip, kenarından sakince izleyeyim, üç beş fotoğraf çekerim diye düşünürken Sky News’de şişmanca, jilet gibi dikilmiş takım elbisesiyle protestolar hakkındaki düşüncesini ‘10 Downing St.’ önünden aktaran Adam Boulton‘a denk geldim; ‘Bu protestolarda özel hiçbirşey göremiyorum, G20 için toplanılan şehirlerde, protesto eden birileri de toplanır, olaylar sıradan…’ diyerek yorumunu geçiyordu izleyiciye.
Akabinde The Guardian, skynews.com’un Tweeter destekli G20 protesto yayınını, Facebook gruplarını ve üç dört gün sonra G20 protestolarından üç dört cümle bahsedecek blog’ları düşününce gitmekten vazgeçtim.
Şüphesiz protesto olması, hiç olmamasından daha anlamlı ve etkili ancak soğuk savaş döneminden sonraki tüm siyasal ve ekonomik algının beyni bir ülkede 364 gün, konformizmin en kremalısını yaşayan bir topluluğun sadece süper bir medya ilgisi olacağı besbelli bir günde protestoya heveslenmesi, anarşizm piyesinden başka birşeye benzemiyor.
İngiltere, sosyoekonomik sınıf farklılıkların en ayan beyan yaşandığı, utanmadan sıkılmadan bu devirde özel Lord – Sir kanunları çıkarılan bir ülke. G20 toplantıları ise olmuş bitmiş, alınmış kararların topluma medya kanalıyla aktarılması için formülize edilmiş bir tiyatro.
Kısacası eğer bir kapitalizm ve sınıf ayrımı karşıtı bir protesto olacaksa, özellikle bu dönemde, neredeyse hergün olması lazım. G20-Londra’da, beş on bin kişi toplanıp, polisin gayet pasif biçimde etrafını sardığı bir bölgede altı saat kadar bağırıp çağırdılar, üç dört cam kırıldı ve topluluk sakince dağıldı, iki gün sonra hayat hiçbir şey yokmuş gibi devam edecek.
Bu topluluk, güya bu özel günde bile haftasonu alışverişe gidecekleri HMV (His Masters Voice) yakıp yıkmıyor, ülkede en çok kayırılan bankalardan Barclays’in yanından geçip gidiyorsa, o protestoların klişe olduğunu düşünen ve ‘ bırakın takılsınlar, akşamüstü dağılırlar’ diye bilinçli dalgasını geçen parlemento muhabirlerine malzeme olmuş bir komedi ortaya çıkması kaçınılmaz.
G20 toplantıları ne kadar piyes ise protestoları da o kadar piyes.

Comment