Negativland

Aralık 2009

Alva Noto – unitxt u_08-1

Carsten Nicolai‘in kişisel projesi Alva Noto‘nun unitxt u_08-1 parçası için gerçekleştirdiği ve pek beğendiğim videosu; japonik estetik ve bana en az japonların kendisi kadar tekinsiz gelen tüketim makinalarını (ki bu mekayaratıklar hakkında bir yazıp çizmek lazım) bir arada gördüğüm için bile etkileyici olmaya yetti. Alva Noto’nun müziğini hep videolaştırmaya uygun bulmuşumdur, kendi kendine bu işi oldukça iyi becermiş.

The Black Hole

İyi gerçekleştirilmiş basit fikrin güzelliği.

Y: Phil Sansom & Olly Williams

Fables

Başlamak için sürekli zaman kolladığım Fables serisini 81′inci sayısından beri, uzun zamandır ne yapıp ettiğini takip ettiğim Brezilyalı illustratör Joao Ruas çiziyor. Bu süper yetenekli çizer bu yıl Eisner En iyi Kapak ödülünü de aldı. Fables serisinin daha önceki kapak çizeri de beş defa Eisner ödülü almış James Jean‘di. Genellikle okumaya zaman bulamadığım çizgiroman serilerinin kapaklarını takip ederek, ‘bunu okumak zorundasın’ notu alan biri olduğum için, Fables serisini ‘okumak zorundayım.’

Black Bones

Avustralyalı grup teenagersintokyo‘nun yine Avustralyalı Rhett Dashwood tarafından Black Bones parçası için çekilmiş videosu. Çok özel bir fikir yok ancak oldukça estetik ve havalı olmuş.

Water Sunglasses

Genellikle moda fotoğraflarından hiç keyif almam ancak Polonyalı Sebastian Szwajczak‘ın Vint Magazine için çektiği bu fotoğrafları pek beğendim. Devamı burada.

Ed Ruscha

İki hafta önce Hayward Gallery’deki Ed Ruscha sergisine gittim. Genellikle bu tür retrospektif ve yoğun sergiler sonrası bir okuma ve üzerine gevezelik etme süreci yaşıyordum ancak bu sefer olmadı. Gördüğüm sergiyi yeniden kurcalama fırsatını ancak buldum.

Ed Ruscha’nın grafik tasarım ve sanat arasında kurduğu denge, şimdilerde tekrar yoğun biçimde tartışılmaya başlanan bir konu olduğu için oldukça ilgi çekici. Artık konvansiyonel diyebileceğimiz tipografik yerleştirmeler, renk paternleri ve simge-imge-mesaj üzerine giden tarzıyla oldukça ilginç işler karıştırmış ve bu ‘tüketim’ bildirisi görselleştirmelerini subjektif dertlerini yansıtmak için kullanmış. Kendisi de grafik dizayn ve sanat eğitimi almış biri olarak işlerini formüle etmekte hiç zorlanmamış, dizayn konvansiyonları ve sanat arasında güzel bir denge kurmuş.

Ben, en çok dağ fikrini/imgesini resmetmeye çalıştığını belirttiği, yamuk tuval kullanmış olduğu ‘The mountain’ serisini ve bir sanayi kompleksinin yıllar içindeki değişimi resmettiği diptiklerini beğendim. Genel olarak 60′lar sonrası Amerika’sının kendi halkını maruz bıraktığı kapitalist propagandadan bunalmış ve  ‘dejenere’ kavramı ile uğraşmış biri olduğunu düşündüğümden işlerinden keyif aldım. Bir sanatçının tuvalin biçiminden, çeşitli semantik oyunlara, tipografiden değişik boyama tekniklerine kadar farklı deneyler yaparak kendini bu denli konsantre ve net yansıtabilmesi oldukça ilginç ve ilham verici.

Serginin içeriği dışında, belkide Londra’nın en yamuk salonlarından Hayward Gallery’de gezerken oldukça zorlandım, uzun zamandır ilk defa tek başıma gittiğim bir sergi olduğu için olsa gerek, sanat ortamında başımın çaresine bakmayı unutmuş da olabilirim. Fakat bir gün ‘küratör labirenti’ diye bir kavram uydurulsa, benim aklıma ilk gelen sergilerden biri bu olacaktır.

House of Fly53

İngiliz giyim firması Fly53‘nin pek beğendiğim lansman videosu. Film, The Wade Brothers klişesini kullanmaktan çekinmemiş yönetmenlerin işi fakat ben görüntü yönetmeni Michael Stine‘ın işlerini kurcalarken keşfettim. Red One ile çekilen videonun görüntü yönetimi ve filmin ana numarası olan kamera hareketleri çok başarılı.

Bilim kurgu koridorları

alien05

Genellikle uzay temalı bilim kurgu filmlerindeki koridor planlarının en ekonomik ve atmosferi açımlayıcı plan kullanımları olduklarını düşünmüşümdür. Neredeyse tüm başarılı bilim kurgu filmlerinin gerçekten etkileyici ve mutlaka birden fazla gösterilip, fonksiyon yüklenen bir koridor sahnesi vardır. Örneğin Alien serisi neredeyse koridorlarda geçer (fallus kavramı üzerine kurulu bir film için çok önemli ve kaçınılmaz şüphesiz.), 2001: A Space Odyssey octagon‘u ve Event Horizon’ın tabut biçimli koridorları en beğendiklerimdir. Arada bir kolaçan ettiğim bilim kurgu, fantezi içerikli sinema sitesi  ‘Den of Geek‘, bilim kurgu koridorları üzerine güzel bir dosya hazırlamış, topyekün bir ‘koridorlar’ dökümü değil ancak oldukça keyifli olmuş.

Dieter Rams @Design Museum

Daha önce değindiğim Dieter Rams’ın işlerinin sergilendiği Design Museum‘daki sergisine gittim. Bir dizayn yaklaşımının çözümlenmesi ve örneklenerek aktarılması açısından oldukça keyifli bir sergiydi.  Muhteremin Doğu-Batı Almanya’nın yaklaşım farklılıklarından yola çıkarak üretim-tüketim verimliliği üzerine kurduğu estetik anlayışının bugünün global pazarında en pahalı ve elit ürünlerin tasarım felsefesinin başlangıç noktası olması, güncel tasarım yaklaşımlarını algılayabilmek açısından oldukça çözümleyici oluyor. Rams olmasaydı, Ikea ve Apple ne halde olurdu merak etmemek elde değil.

“Less but Better”. (Daha az ama daha iyi.)