I have usually thought that corridor scenes in space themed science fiction films are the most economic and atmospheric use of cinematic sequences. Almost all successful science fiction films do feature a dramatic corridor scene fulfilling crucial functions and repeated later in the story. For example, almost the entire Alien series unfolds in corridors (certainly very important and inevitable for a film based on phallic symbolism), 2001: A Space Odyssey’s octagon and the coffin shaped corridors of Event Horizon are my favorites. ‘Den of Geek, a sci-fi and fantasy cinema site that I visit from time to time has put together a nice article on science fiction corridors, it is not an emcompassing anthology of ‘corridors’ but a rather enjoyable read.
Canabalt, bitmek bilmeyen Galcon takıntımı dinlendirmemi sağlayan bir iphone oyunu. Oyunda, bulunduğunuz şehirdeki yıkımdan ‘koşar’ adım, mümkün olduğunca uzağa kaçmaya çalışıyorsunuz. Oyun muhteşem müziği ve grafik dizaynı ile bana biraz Another World ve Flashback‘li günlerimi hatırlattı ve kendisini daha da çok sevdirdi. Zaman kaybetmeyi sevenler için.
Comic-Con‘da geleneksel olarak ‘Supergeek”ler için yapılan ilk nitelikli lansman ‘Tron Legacy’ için oldu. Fragman, şimdilik görsel teknik vaadinden fazlası olmasa da Tron-severler için pek heyecan verici olduğu kesin. Film, James Cameron’un Avatar’da kullandığı Full Frame Digital 35mm Sony F35 ile 3D çekiliyor. Senaryo ile ilgili çok havalı bir bilgi yok fakat ‘geliş’ tam Tron’a yakışır bir teknoloji pornosu.
Bu ayki Wired UK’de okuduğum del Toro röportajının biraz daha geniş bir versiyonu Wired.com’da gözüme çarptı. Bir ’supergeek’ olarak yaptığı iş üzerine enine boyuna düşündüğünü tahmin ediyordum – bu röportajda da modern hikaye anlatım araçlarının nasıl evrimleşeceği konusunda bir kaç laf etmiş, gayet güzel ve isabetli buldum. Okuyalım.
Aya ayak basılışının 40′ıncı yılını kendi kendime kutlarken rastladığım WeChooseTheMoon.org sitesi pek hoşuma gitti. 16 Haziran 1969 – 13:32 GMT ile fırlatılan ve dört gün süren bir yolculuk sonrası yeryüzüne dönülerek tamamlanan Apollo 11 görevinin Web tabanlı simulasyonu yapılmış. Site vasıtasıyla dört gün boyunca görevin önemli anlarını animasyon olarak doğru zamanlı izleyebilecek, görev fotoğrafları ve radyo konuşmalarına şahit olup amerikan tarih algısını kafanıza daha net kazıyabileceksiniz.
Poolga, farklı ülkelerden değişik grafik alanlarında çalışan insanların üretimlerini ekledikleri, çoğunluğu leziz bir Iphone arkaplanı sitesi. Arkaplanlar, siteye Iphone ile girip, resimlere parmağınızı basılı tutarak kaydedilebiliyor.
Project Natal, Microsoft’un piyasaya çıkaracağını söylediği bir hareket tanımlayıcı kontrol mekanizması. Bu aparat karşısında hareket eden oyuncunun ekrandaki yazılımı yöneteceği ve artık düğmesiz bir aracı olmadan oyun oynanabileceği ön görülüyor. Bu teknoloji E3 2009 sırasında daha sonra, son üç aydır Microsoft Avrupa oyun bölümünün başında olduğu ortaya çıksa da, Peter Molyneux ve ekibi tarafından geliştirilen Milo ile tanıtıldı.
Milo, oyun dünyasında aslında yaptıklarını değil yapmak istediklerini anlatarak insanları manipüle etmesiyle meşhur Molyneux’ün, heyecanla anlattığı bir grafik yapay zeka, anlatılana göre at deyince atıyor, tut deyince tutuyor… Bu ürünleri, birazda pazarlama yöntemleri nedeniyle olsa gerek, görünce etkilenmemek mümkün değil. Ancak Gametrailers baş editörü Shane Satterfield, Project Natal tanıtımında Milo ile vaad edilenleri mantıklı bulmadığını bunların bir illüzyon ile sunulmuş manipülasyonlar olabileceğinisöylemiş. Shane’e göre demo sırasında Milo söylenecekleri daha önceden biliyor ve birisi tarafından hareketleri kontrol ediliyormuş.
Bana göre de bu proje daha tam olarak çerçevesi kurulmamış ve hedefi belli olmayan, sadece Microsoft’un japonlara pazarı kaptırmamak için apar topar ortaya fırlattığı bir simulakra gibi geldi. Müşterilerin bir süre sonra takip etmeyi bırakacağı ancak Microsoft’un uğraştıklarını bilecekleri bir dönem içinde, Peter Molyneux şapkadan bir tavşan çıkaracak, insanlarda paraları sayacak.
Sanırım SWTOR ile metin bazlı ve bir Bioware klasiği olarak epik anlatının ön plana çıktığı bir ortam göreceğiz. Edebi lezzetini yaşayarak deneyimlemek istediğim CCP’nin World Of Darkness MMO’ı çıkana kadar zaman öldürülebilecek bir eğlence olacağı kesin.
Mart ayında İngiltere’de yeniden yayımlanmaya başlayan Wired Uk‘i iki hafta önce uçak yolculuğu sırasında baştan sona okudum. Bir ingiliz klasiği olarak harika bir editöryel çalışma, üslup ve dizayna sahip bir dergi olmuş. 2004′de Londra’dayken okuduğum Wired Uk, baştan sona mobil telefonlar ve mobil teknolojiyle gelecek 5 yılda neler yapabileceğimizin gazını veriyordu ortalığa. Wired, her ne kadar ‘technohype’ dinamiği ile oynaşıyor gibi görünse de basbaya ‘şirketler’ için teknoloji piyasası manipülatörlüğü yapıyor. Neyse, dergi süper ve aslında yazmak istediğim de bu değildi.
Wired Uk’in ilk sayı konularından en çok enerji harcadıklarını hissettiğim, Elon Musk yazısıydı. Kendisi bir teknoloji girişimcisi ve Zip2 yazılımını Compaq’a 307m.$’a ve kurduğu PayPal’ı 1.5 milyar $’a Ebay’e satarak paralel evrene geçmeyi başardı. Yazıda Elon Musk’ın Güney Afrika’lı eğitimsiz, orta sınıf bir aileden ama ‘özel’ bir çocuk olduğundan ve daha çocukken Amerika’ya gitmek istemesinden başlayarak tüm hayatı güzel güzel anlatılıyor. Kazandığı parayla kurduğu SolarCity (Enerji kaynakları planlaması), Tesla Motors (Araba üretim şirketi gibi görünüyor ancak asıl amacı geri dönüştürülebilir enerji kullanan motor üretmek ve Arge masraflarını araba satarak kapamak) ve SpaceX (Kısaca Star Trek) şirketlerinden oldukça övücü ve destekleyici biçimde bahsediliyor.
Elon Musk beş sayfalık yazı arasında bir paragrafta diyor ki (yazıda ağzından verilen tek bölüm…) , ‘İnsanoğlu belli dönemlerde ‘epochal moments’ (‘kırılma anları) yaşar, bu tek hücreli canlının varoluşundan çok hücreliye geçişe sonra kara evrilmeye geçen insanoğlunun ’seçimler’ yaprak ilerlediği anlar silsilesinidir. Bugüne kadar yok olmadığımıza göre bu anlarda hep yaşamın devam etmesine göre seçimler yaptık… Ancak ne zaman ki atomu parçalamayı keşfettik (Watchmen.) – kendimizi tamamiyle yok edebilecek evreye geçtiğimizi farkettik. Şimdi insanlığın önünde tek bir ‘epochal moment’ kaldı, o da bu dünyadan ayrılabilecek ve yaşamı devam ettirebilecek miyiz, ettiremeyecek miyiz… Ben bunu deniyorum…’
Şimdi Elon sağlıklı bir insan mı değil mi bilemiyorum ancak kendi Dharma Initiative/Massive Dynamic’ini kurmuş Elon’un tarif ettiği literatüre medyada oldukça sık rastladığımı farkettim. Battlestar Galactica, Lost, Fringe, Cloverfield, The Matrix, yeni Star Trek ve içerikleriyle karşılaşınca hiç şaşırmayacağım Cameron’un Avatar’ı ve Spielberg’ün Interstellar’ı (2011) gibi projelerde işlenen zaman kırılması, Kabbalah, paralel evrenler, multiverse, bilimci gnostisizm ve Joseph Campbell mitçiliği ile anlatılan insanlık tarihçiliği globalizasyonu ekranlardan dışarı akmaya başladı. 2000′den sonra batıdaki yahudi jenerasyonunun gerçekleştirdiği projeler ve ortak literatürlerini göz önünde bulundurunca sanırım tek tanrılı dinlerini güncelleme ve dünyaya bu yeniliği izah etme gereğini gördükleri algısını kurmak pek zorlama olmaz. Bu açıklamanın ve ‘aydınlanma projesinin’ de 2012 yılında tamamlanacağı komplosunu kurarak kendimi biraz eğlendireyim…